13 Eylül 2012 Perşembe

Filmekimi...


İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yılla beraber11.si düzenlenecek olan Filmekimi kültürel etkinliği, 29 Eylül'de başlıyor. Etkinlik kapsamında sinema dünyasının parlak yapımlarına, usta yönetmenlerin dünyanın belli başlı yerlerinde gösterilmiş filmleri ve ödüller kazanmış son yapıtların da bulunduğu toplamda 39 filme yer veriliyor.

CENNETTEKİ ÇÖPLÜK
Fatih Akın
KAYIP ÇOCUKLUK
Benjamin Avila
KARA OYUN
Óskar Thór Axelsson
ÇOCUKLAR
Aida Begic
BEN VE SEN
Bernardo Bertolucci
HAVANA’DA 7 GÜN
Benicio del Toro, Pablo Trapero, Julio Medem, Elia Suleiman, Gaspar Noé, Juan Carlos Tabio, Laurent Cantet
HAYALİMDEKİ AŞK
Jonathan Dayton & Valerie Faris
TUTKU
Brian De Palma
YANLIŞ
Quentin Dupieux
HAYVANAT BAHÇESİNDEN KARTPOSTALLAR
Edwin
KATİL JOE
William Friedkin
DÖRDÜNCÜ KUVVET
Dennis Gansel
SÜPERSTAR
Xavier Giannoli
BİZ VE BEN
Michel Gondry
AŞK
Michael Haneke
TETİKÇİLER
Rian Johnson
SEVMEK GİBİ
Abbas Kiarostami
ACI
Kim Ki-duk
AI WEIWEI: ASLA PİŞMAN OLMA
Alison Klayman
NO
Pablo Larraín
TÜM ARZULARIMIZ
Philippe Lioret
MELEKLERİN PAYI
Ken Loach
BAŞTAN AL
Noémi Lvovsky
MARLEY
Kevin Macdonald
W.E.
Madonna
GÖLGEDE DANS
James Marsh
TEPELERİN ARDINDA
Cristian Mungiu
KOŞULSUZ SEVGİ
Rufus Norris
DUVAR
Julian Roman Pölsler
ANTON CORBIJN İLE İÇLİ DIŞLI
Klaartje Quirijns
JACK VE DIANE
Bradley Rust Gray
SAVAŞIN GÖLGESİNDE
Cate Shortland
BEN, ANNA
Barnaby Southcombe
KAPI
István Szabó
BAŞKA BİR KADIN
Sylvie Testud
ONUR SAVAŞI
Thomas Vinterberg
DÜŞLER-DİYARI
Benh Zeitlin
İTAAT
Craig Zobel
SEYYAR EV
François Pirot
http://www.iksv.org/tr sayfasından alıntı yaptığım filmler, İstanbul dışında bu yıl İzmir, Ankara,Erzurum, Diyarbakır ve Gaziantep'tede gösterime girecek. Ayrıca Batman ve Van‘da etkinlik kapsamında ücretsiz film gösterimi olacak.İstanbul’da 9 gün boyunca Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City’s olmak üzere 3 sinemada ziyaretçisiyle buluşacak.Filmekimi biletleri, 22 Eylül Cumartesi günü saat 10.30’dan itibaren: Biletix satış noktaları, biletix.com ve Atlas ve Beyoğlu sinemaları gişelerinden satışa sunulacak haberiniz ola...:))

11 Eylül 2012 Salı

Beyoğlu Sahaf Festivali...

Beyoğlu Belediyesi’nce düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali, 25 Eylül’de başlayacak. Festival, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Tepebaşı’nda gerçekleştirilecek. 14 Ekim’e kadar sürecek festivale 65 sahaf katılacakmış.Bayıldım bu habere, çünkü almayı düşündüğüm bir yığın kitap var, ve kitap fuarını bekleyemeyeceğim...:)) Umarım fiyatlar da makul olur da kitapseverlerin yüzünü güldürür.



7 Eylül 2012 Cuma

Vermont...

Eskiden, sonbahar çocuğu olduğum için üzülürdüm.Bu mevsimde doğmanın sıkıntısını yaşardım.Çünkü sonbahar daima hüzün ayı,yazın coşkusunun bitişi, sevmediğim kışın başlangıcı diye düşünürdüm.Ancak 3 sene önce, Vermont'a gidince doğanın en güzel ayıymış meğer diye çok şaşırmış ve hayran kalmıştım.Bu yazı nereden aklına geldi diye sorabilirsiniz.Geçen gün bir arkadaşım, sonbaharda nereye gidilir ki deyince ben hiç tereddütsüz Vermont cevabını verdim.Amerika'nın bir eyaleti olanVermont'a  gittiğimde Stowe'da kalmıştım ve dönmek istememiştim.

Sonbaharın son günlerinde doğa burada bir ressamın paletine dönüşüyormuş meğer. Akçağaçlarının kırmızısını, meşelerin, kavakların sarısını, kestanelerin vişne çürüğünü biliyordum ama ya diğerleri! Öylesine çok renk vardı ki, hangi ağacın hangi renge boyandığını çıkaramıyordum. Bu tabloyu görmek için sonbaharda buraya gelmek gerekiyor. Oturanların çoğunun Fransız göçmeni olduğu bu eyaletin adı, Fransızca “Yeşil Dağ” anlamına geliyor. Amerika’nın peynir başkenti. 


Stowe, eyaletin en bilinen cennetlerinden biri. Bir yanında Mansfield, diğer yanında yeşil dağların yükseldiği yeşil vadide yer alan bu küçük kasaba, sportmen turistlerle dolup taşıyor. Kışın kayak, diğer aylarda orman yürüyüşü, trekking, dağ bisikleti, kaya tırmanışı, kano yapılıyor. 4 bin 500 kişinin yaşadığı bu kasabada tiyatro, opera binası ve birkaç tane de sinema vardı. Yaşam, ana caddenin kenarına sıralanmıştı.
Huzurlu,sakin sessiz bir Amerika deneyimi yaşamak isterseniz hiç tereddütsüz gidin derim.Hele ki yolunuz Boston'a düşerse mutlaka uğrayın ve bu güzelliği yaşayın.Tavsiyem Boston'da araba kiralayıp geze geze gitmeniz.Ben önce New Hampshire gidip, sonra Vermont'a geçmiştim.İnanın her iki eyalette mükemmeldi.


Bölgenin diğer bir lezzeti de akağaç şurubuydu (Maple Şurup). Belli bir yaşa gelmiş akağaçların gövdesine saplanan musluklar aracılığı ile toplanan şuruplar, kaynatılıp, belirli bir kıvama getirildikten sonra şişeleniyormuş. En lezzetli şuruplar, kış sonunda, uzun don günlerinden sonra gelen güneşli günlerde hasat ediliyormuş. Eğer yolunuz Vermont’a düşerse, peynirleri ve akağaç şurubunu asla ihmal etmeyin.


Yukarıdaki harita gezdiğim güzergahın haritası.Özellikle Green Mtn.National Forest çok fazla tercih edilen yürüyüş alanı.Muhteşem bir doğanın içinde yaşamınıza renk katmak isterseniz, Vermont adını bir kenara yazın. Sonbaharınız renklensin.

6 Eylül 2012 Perşembe

Zeynep Fadıllıoğlu ve Şakirin Camii...

Arkadaşım öve öve bitirememişti bu camiyi ve Zeynep Hanım'ın başarısını.Uluslararası ve ödüllü bir tasarımcı olan Zeynep Fadıllıoğlu, bu kez farklı bir cami tasarımına imza atmış.Gerçekten çok farklı ve şık bir cami olduğunu söyleyebilirim.Ama benim asıl hoşuma giden, cami tasarımına bir kadın elinin değmiş olması.Zaten uluslararası basın da en çok bu anlamda ilgilenmiş diyebilirim.Nasıl olup da bir Doğu ülkesinde, bir kadının cami tasarımı yaptığı merak konusu?


Caminin içindeki her detay, klasik camii görüntüsünün dışında.İçeriden bakınca,  bahçede dolaşan insanları görebiliyorsunuz.Özellikle, mihrap ve avize çok etkileyici.Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı'nın girişinde yer alan  Şakirin Camisi'nin, kapalı ve açık otoparkı bulunuyor. Caminin içerisi, 500 kişilik bir cemaat alabilecek kapasitede yapılmış.


Üzerinde bir çok  tartışma konusu yapılmış, kimileri beğenmiş, kimileri hiç sevmemiş, ben çok beğendim.Üsküdar semtine yolu düşenlerin, Fransız ve İngiliz basının övgüyle bahsettiği  bu camiye uğramasını öneririm.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Çocuklarıma

Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalmamalı senin gibi güzel

Örnegin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek

De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı

Diyelim zindana düştün bir ip al
Görmediğin yıldızları diz ipe bir bir
Sonra yıldızlardan kolyeyi
Düşlemindeki sevgilinin boynuna geçir

Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış

Dalga mı geçiyor düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar

Aziz Nesin

Bugün sadece şiir yazmak istedim.Aziz Nesin yaşasaydı, bugünün çocuklarına bundan çok daha fazlasını yazardı sanırım...

4 Eylül 2012 Salı

Huzursuzluğun Kitabı...

Aslında bu kitabı bitirmedim.Henüz 242.sayfadayım.Ama o kadar ilginç geldi ki yazmadan edemedim.
Ben kitap okurken, hoşuma giden cümleler olduğunda altını çizerim, hatta bazen not ederim.Bu kitabı okumaya başladığımda anladım ki altını çizmeye kalkarsam bütün kitabı çizmiş olurum.Hani, kimimiz günlük tutarız ya bu kitap günlük gibi, ama bildiğiniz günlüklerden değil.Şöyle anlatayım;aynaya bakınca hepimiz fiziksel görüntümüzü görürüz.İşte bu kitap size ayna vazifesi görüyor, ancak bu kez ruh ve düşünce dünyamıza ayna tutmuş oluyoruz.Kitabı okurken "A bende bunu hissediyorum ama bu şekil dillendiremiyorum" dediğim çok oldu.Yani günlük hayatta içimizde yaşadığımız gel-gitleri anlatıyor.Tabii ki yazarla birebir aynı ruh dünyasına sahip değiliz, ancak bir çoğu bizlerle örtüşüyor.



Yazarın beni şaşırtan ve bizlerden ayrılan çok farklı bir bakış açısı olduğu bir gerçek.Sanki duygu ve düşünce dünyası çok zengin, ama kafası çok karışmış bir arkadaşımı dinlemiş gibi hissettim zaman zaman.Çünkü, bizim hayata dair normal bakış açısı geliştirdiğimiz noktalarda, Pessoa farklı bir anlam ve yorumla karşımıza çıkıyor.Yada şöylede hissedebilirsiniz, bu yazarın içinde bir kaç kişi yaşıyor.Kalabalık bir kimliği var ve haliyle tüm kimlikler ayrı telden çalıyor.Okudukça daha ne hissederim bilemiyorum, ama şimdilik kitaba dair yorumlarım bunlar ve işte bir kaç alıntı;

“Bedenimizi nasıl yıkıyorsak, yazgımızı da yıkayabilmeli, çamaşır değiştirir gibi hayat değiştirebilmeliydik-yemek yediğimizde ya da uyuduğumuzda olduğu gibi varlığımızı sürdürmek için değil, tam olarak temizlik adı verilen, bizden doğup ayrılmış olan saygılı davranış bunu gerektirdiği için.”

“Pisliği bir irade sorunu gibi değil, aklın bir umursamazlığı olarak yaşayan insanlar vardır; çoğu insan ise, özgürce aldıkları bir kararla ya da istemedikleri bir dünyaya boyun eğmeye razı oldukları için değil, kendi kendilerini anlama yetenekleri gerilediği için, bilgiyle alay etmeyi öğrendikleri için tekdüze, silik hayatlar sürerler.”
“Uyuyan bir adamın karşısında ne hissedilirse, bende onu uyandırıyordu. Uyuyan herkes çocukluğuna döner. Belki de bu yüzden, yani uyurken yaşadığımızın bilincinde olmadığımız için, kimseye kötülük de yapamayız – en gözü dönmüş cani, kendinden başkasını gözü görmeyen en bencil insan bile, ne olursa olsun uyuduğu sürece doğanın büyüsüyle kutsal bir varlığa dönüşür. Uyuyan bir insanı öldürmekle bir çocuğu öldürmek arasında büyük bir fark görmüyorum.” 

Kimi zaman okuduğum cümleleri, bir daha bir daha okuyorum, anlam kargaşası yaşamayayım diye.Kitap 675 sayfa yani çok hızlı ve seri okunmuyor, ama sık sık düşünme molası vermek ve hatta ben hiç böyle düşünmedim demek hoşuma gidiyor...:))Bittiğinde tekrar görüşmek üzere...

3 Eylül 2012 Pazartesi

Tallinn...


Yolculuğumuzun son güzergahı Tallinn.Estonya'nın başkenti Tallinn, tıpkı Riga gibi bir çok ülke arasında gidip gelmiş.Danimarkalılar,İsveçliler,Almanlar ve Ruslar Estonya tarihine damgalarını vurmuşlar.Devrim Estonya'da şarkılarla gerçekleşmiş.Festival Meydanı'nda toplanan yüzbinler, özgürlük taleplerini dile getirmişler.Ruslara bu sahnede düşen, dönüp gitmek olmuş.Dilini çok iyi korumuş bir ülke.Bu ülkede %30 Rus yaşamasına rağmen, Rus dilinde bir şey görmek neredeyse imkansız.
Tallinn, Helsinki'ye 80km mesafede.Hızlı feribotla, 2 saat sürüyor.Yakın ve ucuz olduğu için,Tallinn'de hafta sonu etraf Finli kaynıyor.Kolay gezilen, sevimli küçük bir şehir Tallinn...Tam bir Ortaçağ güzeli.Dar sokaklar,göğe yükselen kuleler sizi içine çekiyor. Gezilecek en önemli güzergahlar, Toompea Kalesi ve Parlemento Binası, İşgal Müzesi, Belediye Binası, Kadriorg Sarayı ,Pirita,Alexandr Nevsky Katedrali,Dome Kilisesi,Tall Hermann Kulesi.Tüm bu saydığım yerler, birbirine yakın olduğu için kolaylıkla geziliyor.Şehrin biraz uzağında, Rocca Al Mare açık hava müzesi var.Ben gitmedim.Ama gidenler beğendiklerini söylediler.Eski şehir merkezini keşfetmek daha cazip geldiği için, gezimi hep bu bölgede yaptım.


Estonya'lıların Temmuz ayında, Beersummer adını verdikleri bir festivalleri var.Festival zamanı 100 bine yakın bira düşkünü şehri istila ediyormuş, haberiniz olsun....:))
Etli güveç,patates,lahana,somon ve alabalık Estonya mutfağının vazgeçilmezleri.Saku ve Saku Tume ülkenin en iyi biraları.Vana Tallinn ise yerel bir likör.Alışveriş için benim tavsiyem, belediye binasının arka sokaklarındaki dükkanlar.Buraya kadar gelmişken, eski şehirde sarımsaklı dondurma yemeyi de ihmal etmeyin..:))

Sevimli,huzurlu ve sakin üç güzel şehirden bahsettim.Her gezginin keşfi, yolu, yöntemi farklıdır.Belki siz benim göremediğim başka güzellikler görür, yaşarsınız.Ben dilimin döndüğü ve zamanımın el verdiğince sizlerle paylaşmaya çalıştım.Başka bir güzergahta buluşmak ümidiyle diyorum....:))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...